- CHP KURULTAY SONRASI - SURİYEDE ŞEYTANLAR İTTİFAKI - ÜLKEMİZDEKİ BEYİN GÖÇÜ

Saygı değer okuyucularım, dostlarım;
Ülkemiz hem ekonomi hem de hukuksuzluk sorunlarıyla artı işsizlik fazlalığıyla çok büyük bir dar boğazdan geçmektedir. Yeni yılda yaşamımızda gerekli neredeyse her türlü meta ve tüketim elemanları % 30 oranında zamlanmış, gerçekten milletin boğazını sıkmaya başlamıştır. Özellikle dar gelirlinin Allah yardımcısı olsun.
  Yukarıda sizlerle paylaşmak istediğim konulara geçmeden Sayın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na geçirdiği operasyon nedeniyle acil şifalar ve başarılar diyorum.
  Ayrıca gazetemizin 26 yılı dolayısıyla, değerli dostum Özcan Atamer’in büyük uğraşı ve başarısıyla unutulmayacak bir geceyi bizlere yaşattığı için hem teşekkür ediyor hem de tebrik ediyorum.
CHP KURULTAYI’NA BİR GÖZ ATALIM:
  * Yıllarca içinde bulunduğum, yakinen gözlemlediğim CHP Kurultayları her defasında coşkulu, yüksek enerjili, hatta tatlı sert dostluk kavgasıyla geçmektedir. Bu seferkinin aynı dozda coşkulu olduğunu söylemek kolay olmamıştır. Genel Başkanlığa iki adayın bulunması da çok fazla sinerji yaratmamış, keşke daha fazla aday çıkabilseydi.
Bu arada herkesin değişik fikirleri konuşmuş yeni projeler anlatılabilir, hiç olmazsa iktidarın aksine Türkiye için yeni projelerin öne çıkmasını sağlamış olurduk. Çünkü partiler millete sunacağı somut projeler sayesinde oy kazanmaktadır. Aslında partiler de yasalara uyumlu biçimde her üyenin her türlü göreve aday olması da doğaldır. Böylece kurultaylarda tartışmalar, heyecanlar ve tatlı kavgalar da bu işin tuzu biberi olmaktadır. Ancak çok önemli bir iz bırakmamasına rağmen Sayın Muharrem İnce’nin seçimlerden sonraki heyecan ve tavrı Atatürk’ün kurduğu Türkiye’mizin şah damarı olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakışmamıştır. Bir önceki kurultayda olduğu gibi yenisinde de kendisinin büyük başarısı olarak kabul edilen 400 ile 450 delegenin oyunu alarak ‘BEN DE BURADAYIM’ diyebilmek herkesin harcı değildir.
Kendisini bu başarıdan dolayı tebrik ediyor, gençlik kollarından, ilçelerden, il başkanlıklarından, parti grup başkan vekilliğinden süzülerek geçebilen bir Sayın İnce’ye, Genel Başkan’a küsmek gibi O’nu kutlamaması da bir yanlış olmuş, bunu da kabul etmek zorundayız.
Zira kendisi “önce rakip sonra Genel Başkan’ım” dediği Genel Başkan’ın en yakınında olması, güç katmanın en büyük görevinin kendisinde olması nedeniyle geleceğin başkanlığına da aday olması doğaldır. O nedenle kendisini tebrik eder, bence tavrının yanlış olduğunu söylemek isterim. Aynı zamanda nesli tükenmiş oranda düzgün, sabıkasız, dürüst, Atatürkçü ve Cumhuriyetçiliğinden gurur duyduğumuz Genel Başkan’ın da ufak bir taktiksel hatasını sizinle paylaşmak isterim. Delegelerin hatası veya başka bir nedenle mükerrer ortaya çıkan 49 oyun Sayın İnce’ye yazılmasını teklif etmesi şık olmamıştır, karşısındakinin onurunu zedeleyen bir tavır olmuştur. Ama bir kazadır, biz bir bütünüz. Şu anda ülkemizin iç yönetim düzeninin bozulması ulusumuzu düşmanlara karşı zayıflatacağından özellikle CHP’nin beraberlik içinde bulunması zorunludur. Bu memleketi düze çıkaracak, en sağlam ve sağlıklı temsilcisi yine CHP olacaktır.
Tüm delegelere ve yeni seçilenlere başarılar dilerim.

SURİYEDEKİ ÇİFTE RULETLER-
ŞEYTANLAR İTTİFAKI:
  * Değerli dostlarım; geçen yazımda görüşünüze sunduğum Afrin çıkartması da şanlı Mehmetçiklerimizin başarısı da sürmekte, verdikleri şehitler sonrası umarım ulusumuzun başarısı olacaktır.
Ancak güvenilmeyecek iki büyük süper devletin çift oyunlu ruletle burada işleri yine arap saçına dönüştürülebileceği endişesi duyulmaktadır. Gelişen ve gelişebilecek olaylar bunu göstermektedir.
  * Sizlerin de mutlaka yakın ilgilendiğiniz, en az bizim kadar bu olayda ve bu olayı bildiğinizi bilmekteyim. Zira bu olayda da karanlık çıkmaz sokaklar, sahte dostluklar, dost karışımı ali cengiz oyunları maalesef beraber olduğumuz müttefiklerimizde seyretmekteyiz. Dolayısıyla bu oyun Türkiye’yi şaşırtıyor, Amerika’dan (güya dost) dirsek görüyoruz, Rusya’ya yanaşıyoruz, ABD ‘birlikte güvenlik alanı oluşturalım’ diyor. Bu defa Rusya bize ters bakıyor. Kısacası inanılmaz ve hiçbir zaman Türk dostu olmayan iki büyük süper emperyalist devlet, bizleri bir oraya bir buraya savurmaya çalışmaktadırlar. Bütün bunları göz önünde tutarak bu girişimin bir an önce bitirilmesini, Mehmetçiklerin sağlıkla yurtlarına dönmesini dilerken bu oyunların da içinden sıyrılarak fazla şehit vermemenin yollarını aramak zorundayız. Bunun için de öncelikle iktidar ve muhalefetlerin birlikte olmaları, bu teşebbüsümüzü siyasete malzeme yapmamalarını gönülden diliyoruz.

13 MİLYON MİLYONER VATANDAŞ VE
BİNLERCE BEYİN GÖÇÜ YAŞIYORUZ
  * Değerli okuyucularım; yukarıda paylaştığımız, mevcut ekonomi sıkıntısı ve diğer olumsuzluklar nedeniyle memleketimizden 13 milyon insanımız Türkiye’yi terk etmiş ve terk etmeye devam etmektedirler. Bu suretle tarihin en yoğun göç olayını Türkiye’miz yaşamaktadır. Bizi yönetenlerin bu konuya önemle eğilmeleri zorunludur. Zira bu olay öylesine süratle gelişmektedir ki, 2016 yılında bu sayının 6 bin civarında iken 2017 yılında bu miktar 13 milyona çıkmış ve bu insanlar Türkiye’den ayrılmıştır. Yani; hem sermaye hem de beyin (ilim adamları) kaçıyor, zenginler ve geçinemeyenler de mekân değiştirerek köyden kente büyük bir transfer oluşturuyor.

  * Yüzyıllardan beri sanayisiyle üretimiyle tarım ve hayvancılıkla kimseye muhtaç olmaksızın güzel ülkemiz ve insanları mutluluk içinde bulunmaktaydı. Maalesef şu anda içinde bulunduğumuz konumda insanlarımız yurdumuzda güvence kaygısına düşmüş, işsiz kalmış, bazı haksızlıklara uğramış, dolayısıyla yurdu terk etmeye başlamışlardır. Acınacak haldeyiz. Yöneticilerimizin çok acil tedbir almadıkları takdirde özelleştirmekle elimizde kalmayan fabrika dışında her şeyin satılması yurdumuzu çırıl çıplak hale getirmekte, insanlarımız fukaralaşmaktadır. Bu bağlamda son dakika haberi olarak tüm çelik sanayilerimizin satılması zeytin ve ayçiçek yağına varıncaya dek, toprak altında verimli cevherlerimizin bile satıldığı ülkemizde şimdi de 14 tane şeker fabrikasının satışı hızlanmıştır. Aslında bu fabrikaların çoğu 50-60 sene önceden yapılmış, özelikle çiftçinin ve köylünün aşını işini temin etmiştir. Bu durumda eğer bir gelişme olmazsa bu göç olayı mutlaka devam edecek ya da köylerden büyük illere göçler hızlanacak. Yani milletimiz perişan olacaktır. Bizden söylemesi, yöneticilerin de çare bulması şarttır. Bu üretim tesislerinde daha önce satışı yapılan PETKİM, TÜRK TELEKOM, 3 adet demir-çelik fabrikası, TÜPRAŞ, BOR ÇELİK, ETİ ALÜMİNYUM, SÜMERBANK, THY, USAŞ, ATAKÖY OTELCİLİK VE MARİNA TESİSLERİ gibi sanayimizin göz bebekleri yok olmuş, şimdi de millet şekeri ithal ederek yemek zorunda bırakılmıştır.

DOĞA BİLE BİZE KÜSTÜ:
  * Değerli okuyucularım; okuduğunuz bu gazetede 12 yıldır köşe yazılarımda iki konuya ağırlık vererek sizlerle görüşlerimi paylaşmaktayım. Bunlardan bir tanesi yerel yönetimlerdir. Bu konuda çevreye baktığımızda seyahat halinde gezerken, yemek yerken, alışveriş yaparken, sokakta yürürken park ve kaldırımların halini görmektesiniz, dolayısıyla yerel yöneticilerin tam görev yapmadıklarına şahit olmaktasınız.
* Örneğin son yıllarda sahillere, parklara, yollara, kaldırımlara, kanalizasyon ve trafik konusuna yüzlerce defa değinmiş olmamıza rağmen vurdumduymazlık, aymazlık, adam sendecilik devam etmektedir. Yani, altta kalanın canı çıksın gibi görevler ihmal edilmektedir. Dolayısıyla bu konuda zabıta olayları, hırsızlıklar, tecavüzler sürmekte, yerel yöneticilerin beceri eksiği ortaya çıkmaktadır. İkinci olarak sürekli işlediğim çevre ve doğa konusudur. Bildiğiniz gibi şubat bitti, hala orta bir iklimde yaşıyor, toprağın ihtiyacı olan yağmur ve kar göremiyoruz. Acaba bizler bu olayın nedenlerini düşünebildik mi? Yani kar, yağmur neden yağmıyor, doğa bize niye küstü? Doğu Anadolu’da, Karadeniz’de, İç Anadolu’da bol yeşillikler, ormanlı bölgeler bulunduğundan karın ve yağmurun da bol miktarda oralarda yağdığını görmekteyiz. İstanbul ve benzeri büyük şehirlerdeyse son zamanlarda dozajını yükseltmiş olan yüksek kule inşaatları, yani beton bloklar hem suyu hem güneşi emdiğinden çevreyi kurutmakta, kuraklık yaratmaktadır. Bu yüksek bina yapımlarına mutlaka bir çözüm bulunmalıdır. Çünkü yağan yağmur dahi veya kar, eriyerek toprağa ulaşamamakta, kuraklık yaratmaktadır. Aynı zamanda ormansızlık ve ağaçsızlık, heyelanlar ve erozyonlar ve benzeri afatla çevreyi rahatsız etmekte. İçinde bulunduğumuz şubat ayı bitiyor ama yağmur ve kar gelmiyor.
İsterseniz hep birlikte tabiatı düşünerek duaya çıkalım, yağmur da kar da gelir umarım. Bu sefer de bizden bu kadar.
Hepinize mutluluklar dilerim.