BİR BAKIRKÖY MASALI

Resmi büyütmek için tıklayınız

Tarihin taa içinden fırlamış gelmiş bir millet olarak, Tarihin taa ortasına her şeyi yapmış millet olmayı başardık. Tarihi eserlerimiz, Surlarımız, hamamlarımız, Sarnıçların, Çeşmelerimiz, imaretlerimiz, Kervansaraylarımız, Konaklarımız, Villalarımız, güncel önemini yitirdikçe gözdende ilgiden de  uzak kalıyor. Gözden ırak gönülden de ırak olunca gelecek nesillere bırakacak miras da kalmıyor.
Çok kısa süre önce Paris’te Unesco Dünya mirası çalışmalarında gördüm ki, Dünya siyasetin, ayrımcılığın, ötekileştirmenin  hatta açlığın bile önünde Önce Doğal sonra kültürel mirası koruma yönünde çok ciddi çalışıyor. Irk, Dil, Din, ülke, bayrak ayrımı gözetmeksizin geçmişe sahip çıkmayı en önemli sıraya almış.
Oysa bizde Beyazıt Meydanı’nda caddelerdeki sütunlar, kapılar, daha düne kadar Perşembe pazarına dönüş, Tepebaşı çıkışındaki Azapkapı ne oldu acaba. Her biri sosyal hayatımızın bir noktası olan, hayvanların su içtikleri yalakları, mermer süsleri, kurnaları ile her köşede elimizi dayayarak su içtiğimiz çeşmeler Nerelerde?
1 metrekarenin bile büfe yapıldığı, tarihi eserlerin tabela, ilan ve reklamlar ile kaybolduğu ve kapandığı objeler. Yaşam alanları, yeşillikler bir daha lazım olmaz diye ortadan kalktığı, her siyasi görüşün temsilcilerini geçmişe atıf yaparak yeniledikleri alanlar, arsalar, taşlar, sütunlar, objeler. Çok geçmişin yararı yok bugün benim benden sonra Tufan diyen Geçmişin kralları nerelerde… Bir avuç Toprak…
Gelelim yaşadığımız kente. İstanbul’a; İstanbul Benim Canım, Vatanımda Vatanım diyen irade, Günümüze yansıyan medenileşme, Uygarlaşma hareketleri ile Topraktan çıkıp tekrar toprağa gömülüyor. Şimdi dünyada Tarih , Doğal ve Kültürel mirasla iç içe ve gerekli saygı , Bakım İlgi gösterilerek yaşanan çook örnek var. Her neyse ben biraz daha hedefi küçültüp, Mahallime, Köyüme inmeliyim. Hedefi küçülttüm de sorunlar azaldı mı?!
Bakırköy ezelden beri, Romadan, Bizanstan, Osmalıdan bu yana dolu dolu yaşamış bir belde. Sadece tarihi yarımadadan oluşan Roma, surlar ötesine yayılan Bizans ve Edirne’ye ulaşan Osmanlı’nın hep Güzergahı olmuş, Yaşanan ve yaşatılan her yer gibi Bakırköy’de  dönemlerinin imarına, Sarnıç, saraylarına, köşklerine Yalılarına, kayıkhanelerine hatta balık merkezi olarak gözde mekanına mazhar olmuş. Hatta birde üzerine Ruslar, Bulgarlar, Takmışlarmı kafayı Bakırköy’e.  Amaa en büyük havayı Hastane ile taçlandırmışız, Bunca badirenin altından Akıl dağıtmak bize kalmış. Üzerimize de yapışmış. Bakırköy havzası içinde kalan alan tarihin her evresinde Taşla donatılmış. Taş bile dayanamamış bu vurdum duymazlığa. Gelen vurmuş, Giden vurmuş. Hatta İşi deliliğe vurup  hiçbir yadigarı umursamamış. Deniz kenarından sahil ve E 5’e uzanan  topraklarda hala yatan, yaşayan, evlerin altında, sokak aralarında, mahalle içinde, her nasılsa kalabilmiş eserler. Tarihin kanıtları son çırpınışlarını, restorasyon, modernleşme ve toplum  yararına  sloganları ile  yok olup gitmekte. Agam Paşam akrabam mantığı ile her soluk alınacak, insan olmanın erdemini yaşayacak alanlar bugünün otoriteleri tarafından yağmacı ellere gidiyor.  Hani iyi niyet ve  gereksinimler dolayısı ile Binalar arasında kalmış yerler ise ilerki tarihlerde oluşacak akıl fikir için ise hazır ve nazır.
Her şeyin ranta çevrildiği günümüzde. AVM canavarlarının, Tüketim ve sömürü düzeninin hırsla üzerimize geldiği zamanda Tarihi eserler bu yapıların gölgesinde değil adeta ayaklarının altında gibiler.‘ Değerlerine ve geçmişine sahip çıkmayan milletler, yok olmaya mahkûmdur’
Taştır Baki, Taştır kalan, Taştır Allaha Uzanan demiş şair. Ve şöyle bitirmiş; Bir gün uzanırsın şehrin Musalla taşına, Sonunda TAŞ dikerler başına.
Tarihi eserlerimizi ve Doğal alalarımızı korumak , yaşatmak her vatandaşın görevi olduğu gibi, Mülki, Askeri ve Yerel yönetimlerin ayrıca işidir, Vebalidir, Vecibesidir.
Dünyada Tarihi kentlerin, Beldelerin; Modern binaları, AVM’lerin yapım alanları tamamen kent dışıdır. Şehrin tarihi ve kültürel dokusuna dokunmazlar. Kentsel dönüşüm adı altında Doğal ve Kültürel  alanlara dokunmazlar. Restorasyon adı altında bilgisiz, tecrübesiz ellere teslim edilen, ranta ve bitmez tükenmek bilmeyen hırslara ve tükenen akıllara. Akıl dağıtmaktan onur duyduğumuz  Hasta hanemizin o müthiş  tarihi  eserlerle dolu  tarihi geçmişi ortadan kaldıracak  iradeye, Tarihi eserlerimizin Etrafını da, üstünü de, altını da oyacak, geçmişimiz ile irtibatı koparacak karar ve uygulamalara  Allah akıl fikir ve izan versin diyor ve hatırlatıyorum. Tarihi Eserlerimizi Korumak İbadettir…

Tarihi kaynaklarda,Bakırköy'ün bilinen en eski adı HEBDOMON'dur. Hebdomon yedinci anlamına geliyordu. Ayasofya'nın önündeki Million taşından yedi mil uzakta bulunduğu için, bu ufak balıkçı köyüne bu ad verilmişti.
Bakırköy’ün simgesi olan, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi; Akıl Hastanesi'ne dönüştürülmesinden çok daha önce Sultan Reşad tarafından Reşadiye Süvari Kışlası olarak yaptırılmış olan karargah binaları, o dönemde dikilmiş çam ağaçlarıyla, yine o dönemde askerlerin ibadet gereksinimi için inşa edilmiş cami günümüze kadar gelebildi.
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin bugün Ataköy'de bulunan kompleksi, savaş yıllarında kışla olarak kullanılıyordu. İstanbul'un işgali sırasında (1919) Fransızlar'ın "Jiffar" ordusu tarafından kullanılıp, Cumhuriyet'ten sonraki yıllarda kullanılmadığından dolayı yıprandı ve daha sonra onarımı yapıldı.
Reşadiye Kışlası, Bizans Hipojesi (yeraltı mezar odası) ve anıt ağaçlar bulunduğunu ve bu durumun ... Birkaç sarnıç da görünür durumda.