MAHALLEMİZDE NE DEĞİŞTİ?

1924 yılına kadar Ayastafanos adını taşıyan ve bu tarihte ünlü edebiyatçımız Halit Ziya Uşaklıgil’in teklifi üzerine Yeşilköy olarak adı değişen mahalle; tarihteki önemli dönüm noktasına sahne olmuş bir semt. Bunun yanı sıra çeşitli etnik kimlikleri de eskilerden beri bünyesinde barındıran Yeşilköy, mimari ve kültürel anlamda da bundan etkilenmiş durumda. Değişimin ve dönüşümün kentler üzerinde bu kadar hissedildiği bir dönemde Yeşilköy bundan nasibini almış mıdır?
Mahallelerinde yaşanan dönüşüm ve etkilerini, Yeşilköy’ün sıkıntılarını “Mahallemizde ne değişti?” bölümünde, onca yıldır Yeşilköy’de ikamet eden beş farklı kişiyle konuştuk.
Resmi büyütmek için tıklayınız
60 yıldır Yeşilköylü olduğunu belirten Seyfettin Akın; sonbahar mevsiminde ağaçların budanması gerektiğini ve konuyla alakalı kendi taleplerinden ziyade bunu belediyenin insanlar talep etmeden yapması gerektiğini söyledi. Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün bu konuyla alakalı rutin bir programı olmadığını dile getiren Akın, “Taleplerimiz hiçe sayılıyor.” dedi. 
Kentsel Dönüşüm İle Ekolojiyi Ve Yeşilköy’ün Karakterini Yok Ettiler
Yeşilköy’ün eskiden bir köy olduğunu dile getiren Seyfettin Akın; “Köyümüzde yapılaşma ve aşırı nüfus artışı sonrasında büyük tahripler yaşandı. Eskiden mimari anlamda daha estetik ve 2-3 katlı yapılar vardı. Şimdi ise onlar yıkılarak çok katlı ve muhitimizi çirkin gösteren bir yapılaşma söz konusu. Kentsel dönüşüm ile ekolojiyi ve Yeşilköy’ün karakterini yok ettiler.” dedi.  Halen İstanbul’un birçok semtinden daha korunmuş olduğunu belirten Akın iyileşmeye dönük adımların olmadığını, aksine gün geçtikçe daha kötüye gittiğini aktardı.
Sahillerin de bu durumdan payına düşeni aldığını, eskiden yüzdükleri, ailecek vakit geçirebildikleri yer iken şimdi Yeşilköylüler’in dışında gelen günübirlikçilerin niteliksiz bir şekilde vakit geçirdiği bir alan haline geldiğini belirtti.
Resmi büyütmek için tıklayınız
Yeşilköy’de Vale Terörü Estiriliyor
Dünyaya gözlerini Yeşilköy’de açan ve 73 yıldır Yeşilköy’lü olan Arto Semerciyan; kilisenin etrafının meyhanelerle dolu olduğunu, uyuşturucu satıcısı ve mafyanın cirit attığı bir belde haline geldiğini belirtti. Barların kaldırılması, meyhanelere de çeki düzen verilmesi gerektiğini dile getirdi. Yeşilköy, birçok etnik kökeni bünyesinde barındıran bir yer iken şimdi ise daha sakin yerlere göç edildiğini aktardı.
Arabaları park edecek yer bulmakta zorlandıklarını ve vale terörü estirildiğini söyleyen Semerciyan; “Bütün sokakları İSPARK işkâl etmiş durumda. Evimin veya dükkânımın önüne park edemiyorum. Bunun için ücret vermem mi gerekiyor? Önceleri burada park etmek yasaktı. Çekici gelip arabayı çekiyordu. İSPARK burayı işgal edince yasak park etmeden ötürü çekilmesi bir yana, gelir odaklı hareket ettiği için her yeri otopark haline çevirdi.” dedi. 
Bakırköy Belediyesi’nin sahile müdahale etmesi için Büyükşehir Belediyesi’nden onay alması gerektiğini ve sivrisinek ilaçlamasının yapılması gerektiğini fakat yapılamadığını dile getirdi.
Resmi büyütmek için tıklayınız
Kültürel Simgelerin Yanında İçinde Yaşayanların Kültürü Yok Oldu
Eskiden Yeşilköy’de ağaç oranının çok fazla olduğunu dile getiren 52 yıllık Yeşilköylü Azmi Ballık; “İnsanlar burada yaşamaktan keyif alıyordu. Daha mutluyduk. Buradaki kültürel simgelerin yanında içinde yaşayanların kültürü yok oldu. Demokrasi; sonsuz özgürlük hakkı değildir. İnsanların birbirine duyduğu saygıdır.” diye konuştu.
Belediye başkanı da dâhil seçilen meclis üyelerinin bir defa gelip sorunlarını dinlemediklerini sözlerine ekleyen Ballık; “En azından ayda bir defa gelip bizi dinlemeleri lazım. Bizim seçtiğimiz meclis üyeleri kendi çıkarlarına bakıyorlar. İnsanlar birbirlerine saygı duyunca birçok şeyin problemsiz halledileceğini düşünüyorum. Eskiden köylerde imece usulü yardımlaşmalar olurdu. Herkes birbirinin işine yardım ederdi ve birlikten kuvvet doğardı. Şimdi ise birlik ve kuvvetten eser yok. Neyzen Tevfik’in “İnsanoğlu çok tuhaftır, Her sözü kaldırmaz, Eşek desen çok kızar, Aslan dersen hiç aldırmaz.” dizelerini anımsatıyor. Hâlbuki ikisi de hayvandır. Biri eşek gibi çalışırken diğeri aslan gibi yatar.” dedi.
Resmi büyütmek için tıklayınız
Kozmopolit Kitlenin Giderek Büyüyen Bir Varoşu Olduk
45 yıldır Yeşilköy’de yaşamını idame ettiren Türker Cirit, Yeşilköy’ün ilk kuruluş yıllarında bir balıkçı köyü olduğunu ve insanlar yaşamını balık tutarak idame ettirdiğini ifade etti. Osmanlı zamanında Yeşilköy’e tren yolu yapılması ve istasyon açılması düşünüldüğünü ve Fransız bir inşaat mühendisinin burayı çok beğendiğini ve işlerini burada yürüttüğünü aktaran Cirit;

“Yeşilköy’ü sevdiği için buranın balıkçı köyü insanlarına, burada yaşanılması için planlı bir yerleşme hazırlamayı ve şehrin o şekilde gelişmesini önermiş. Ve gerçekten planlamayı yapmış ve bunun üzerine bütün yollar birbirini dik kesecek şehirde şehir planlaması oluşmuş. İstasyon açılıp ulaşımın daha da kolaylaşmasıyla birlikte insanlar burada yaşamaya daha çabuk adapte olmuş.” şeklinde konuştu.   
Evlerdeki katlaşmaların artmaya başlamasıyla insanların da çoğaldığının altını çizen Cirit, kozmopolit kitlenin giderek büyüyen bir varoşu olduğunu söyledi. Cirit; “Benim buraya geldiğim zamanlar, insanlar yazın evlerini boşaltıp kiraya verirdi. Başka yerlere giderlerdi. Bundan da kendilerine bir gelir kapısı doğardı. Son 20 yıl içerisinde artık Yeşilköy çok fazla gelişerek hızlı bir büyümeye geçti. Büyümeden dolayı da bu sistem ortadan kalktı. İnsanlar artık buraya gelip buranın yerlisi oluyor. Çok eski bir yerleşime sahip olmasının sebebi ise buranın mikro klima iklimine sahip olması. Bu iklimde insanlar çok sert hava koşullarını yaşamazlar.” dedi. 
Hakimiyeti, burada yaşayanlardan çok dışarıdan gelenler kurmaya başladığına dikkat çeken Cirit, çok kötü bir sisteme doğru gidildiğini ve bu yapılaşmanın daha da kötüye gitmesi halinde toplumsal etkilenme yoğun yaşanarak göçlerin de başlayacağını aktardı. 
Cirit; “Son yıllarda dışarıdan günübirlik olarak yığınlar halinde gelen insanlar mangal yakarak çevre kirliğine ve gürültüye neden oluyorlar. Bu birikme de Yeşilköylüleri rahatsız ediyor. Buradaki insanlar daha kültürlü oldukları için de bu durum kavgalara dönüşmüyor. Buranın sakinliğini muhafaza etme yönü de bundan kaynaklı oluyor.” şeklinde konuştu. 
Azınlıklardaki azalmanın nedenlerine değinen Cirit, insanların belli bir noktadan sonra kozmopolit bir toplumla yaşamak istemediklerini ve azınlıkların Yeşilköy’den gitmesinin 6-7 Eylül Olayları’nın büyük bir etkisi olduğunu düşündüğünü söyledi. Cirit; “Bu saldırılar sonrası azınlıklara yönelik birçok şeyi mahvettiler. Rum kardeşlerimizin bizlere yönelik herhangi kötü bir tutumu yoktu. Temennimiz, bu tür olayların bir daha olmaması yönünde.” dedi.

Resmi büyütmek için tıklayınız
Betonlaşmadan Ötürü Her Yer Tek Tipleşmiş Durumda
55 yıldır Yeşilköylü olduğunu aktaran Hayrettin Üstel ise; “Yeşilköy eskiden çok güzeldi. Kalabalıktan ve kafelerin açılmasından ötürü kötü bir gidişata doğru ilerliyor. Yeşilköy’de bizim zamanımızda üç adet taksi vardı. Şimdi ise onlarca taksi mevcut. Sahilde birahaneler ve lokantaların yoğunluğu da çok fazla.
Eskiden burada faytonlar vardı ve Yeşilköy çok güzeldi. Yabancı istilası da çok fazla.” diyerek düşüncelerini belirtti.  
Yeşilköy’ün beton yığını olduğunu ve bu betonlaşmadan ötürü bir kere Yeşilköy’de kaybolduğunu belirten 86 yaşındaki Üstel; “Betonlaşmadan ötürü her yer tek tipleşmiş durumda. 100 yıl daha yaşasam insanların kötüye gidişatını çözemeyeceğim.” şeklinde düşüncelerini ifade etti.