Ülkemizin Tek Komünist Partili Tunceli İli Ovacık İlçesi Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu
EFSANE BAŞKAN İLE ATAKÖY’DE BULUŞTUK

Resmi büyütmek için tıklayınız
Resmi büyütmek için tıklayınız

Türkiye’nin tek Komünist Partili Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoglu’nu adaylığından ve seçildikten buyana yakından takip ediyorum. Halka yaptıklarını gördükçe bizi yönetenler halkın yararına yapılan bu çalışmalardan neden örnek almazlar. Diğer illerde ilçelerde, köylerde bu tür çalışmalar yaptırılmaz.  Mercimekten pirince her ürünü ithal ettiğimiz bu günlerde milyonlarca dönüm hazine arazileri boş durmuyor mu. Özellikle Maçoğlu’nun bu çalışmalarını örnek alıp insanları üretime neden teşvik etmiyorsunuz?
Maçoğlu’nun zaman zaman İstanbul’a geldiğni öğrenince  temasa geçtim ve İstanbul’a ilk gelişinde mutlaka görüşeceğimizi söyledi.  Ve  sayın Fatih Mehmet Maçoğlu ile Ataköyu’de karşı karşıyayız.

Sayın Başkan; öncelikle hoş geldiniz. Yaptıklarınızı yakinen izleyen biriyim. 2014 seçim döneminde göreve geldiniz. Borçlu bir belediyeyi devraldınız. 3 bin 500 civarında bir nüfusunuz var. Fakat şimdi görüyoruz ki Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayacak şekilde neredeyse tüm hizmetleri vatandaşa ücretsiz yapıyorsunuz. 650 dönüm hazine arazisini de ekip biçiyorsunuz. Tüm bunları nasıl başardınız? 

Mevcut sistem içerisinde bazı belediyeler gibi bizim de borçla aldığımız bir belediye. Çok şanssız bir dönemde geliyorsunuz ve yeni belediye başkanı oluyorsunuz. Böyle bir borçla karşılaşıyorsunuz. Üstelik bu kadar borcunuz ve paranız da olmamıştı. Yabancısı olduğunuz durumlarla karşı karşıya kalıyorsunuz ve bunlarla nasıl başa çıkacağınızla ilgili aklınızda soru işaretleri kalıyor. Fakat biz de biliyoruz, belediyenin bir aile olduğunu ve aile gibi yönetildiğini. Herkesin içinde olduğu ve birlikte yönettiği bir durumda, o belediyenin bu tür kaoslardan bu tür sıkıntılardan sıyrılabileceği şekilde hareket ediyorduk. Öyle de oldu. Buraya ulaşmadaki temel sebep; coğrafyadaki köy boşaltmalarla bölgeye yerleşen insanların ve yoksulların çok olmasından kaynaklı. Çünkü köy boşaltmalardan sonra gelen insanların büyük bir bölümü tarlasından, hayvanından, bağından bahçesinden kopuktu. Yani, üretimden tüketim alanına doğru geldi ve bu süreç içerisinde de gerek mevcut sistem gerekse de bölgedeki yerel dinamikler bu insanların önünü açamadı ve bu sorun iyice derinleşti.

Açamadı mı açmak mı istemedi?
Açmak da istemedi. Ve bu insanların birçok şeye ihtiyacı olduğunu, birçok şeyi ve gerçekten de hiç hak etmedikleri yerlerde olmaları, her birimizin ona nasıl hissedeceğine dair karar alma hakkı almak zorunda bırakıyor. Birlikte aldığımız kararlarda temel ihtiyaçlar olduğunu düşünüyoruz. Ulaşımın, suyun, eğitimin ve sağlığın temel ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Ve temel ihtiyaçların da satılamayacağını düşünüyoruz. Temel ihtiyaçlar temel haktır. Hiç bir sosyal devlette bunlar satılmaz. Sağlık, eğitim ve öğrenci taşımacılığı satılmaz. Bunlar için tam tersi daha rahat bir yaşam sunulur. Biz de; “bu coğrafyada ne yapabiliriz, bu kadar sıkıntı içerisindeki bir topluma ne sunabiliriz”den yola çıktık. En azından bu insanlara sunabileceğimiz en ufak katkıyla da yaşamlarını bir nebze olsun rahatlatmak istedik. Ve bunu bir hak olarak da görüyoruz.
Sosyalistler, aydınlar, vicdanlılar bu tür şeyleri dikkate almak zorundadır. Sizin, artık değişen ve değişimin temel olduğu bu dünyaya ayak uydurmanız gerekiyor. Temel ihtiyaçlar değişiyor. Bunun üzerinden her geçen dönem her geçen zaman da temel hak ve ihtiyaçların belirleyip buna göre politikalar üretilmesi gerekiyor. Biz de bunuyapıyoruz,  yapacağız.

Ücretsiz ulaşım yapıyorsunuz. Bu belli bir saat diliminde mi?
Sabah saat 7’de başlarız akşam saat 7'de bitiririz. Yaklaşık 12 saati kapsıyor.

Makam aracınız yok kendi aracınızı kullanıyorsunuz?
Evet, kendi aracımı kullanıyorum.

Peki, bu ekip biçme olayı nasıl oluyor? 654 dönüm araziyi Hazineden kiraladınız mı tahsis mi ettiler?
Ne kiraladık ne de tahsis ettiler. Tarımsal faaliyetleri durmuş ve yıllardır işlev görmüyordu. Ne yapabiliriz üzerine bayağı bir fizibilite çalışması yaptık. O bölgede okuma oranı çok yüksek. Bir ailede çocuklardan en az iki tanesi üniversite okumuş. Bunun bilinciyle hareket ettik. Arkadaşlarla yapmış olduğumuz çalışmalarda, aileden üniversiteyi kazanmış iki çocuktan bir tanesinin üniversiteyi dondurmak zorunda kaldığını öğrendik. Tabi bu ekonomik alt yapıyla alakalı. Bunun üzerine ne yapılabilir diye tartıştığımızda hızlı bir dönüşüm olması gerektiğini anladık. Yani bir artı değer, paranın hızlı bir şekilde eve dönmesi, çocukların da yaşama dönmesi gerekiyordu.
450-500 dönüm üzerinde nohut ve fasulye ekimini yaptık. Tohumu toprağa atıyoruz ve suluyoruz. Başka da hiçbir şey yapmıyoruz. Fasulye ve barbunya yerel tohumdan oluşuyor. Aynı şekilde nohut da Malatya ve Hozat bölgemizden gelen yerel tohumlarla oluşuyor. Hızlı bir dönüşüm olması kararını verdiğimizde arkadaşlar daha çok kültürel ekim haline gelmiş ürünler olan fasulye, nohut ve barbunyadan başlamamız gerektiğini söylediler. Çünkü toplumun da buna dair tecrübesi var. Fakat uzun süreden beri tefeci tüccarların halkı dolandırmasından kaynaklı insanlar üretimi bırakmış. Fakat 30-40 yıl evvel böyle üretimler oluyormuş. Dediğim gibi, tefeci tüccarları yüzünden insanlar üretimden uzaklaştırılmış. Ne yapabiliriz dedik ve şöyle bir karar verdik: Bir bölümünü burs olarak öğrencilere vereceğiz, Bir bölümünü bir sonraki sene üretim yapanlara vereceğiz, Bir bölümünde de tohum desteği olarak vereceğiz. Görevden bu yana bir süre böyle geçti. Tabi bu süre içerisinde birçok detay oldu. Bu süreç, soruşturmalar ve tartışmaları da beraberinde getirdi. Tabi bunun yanında 160-170 kişinin bir araya gelip hasat zamanı tarlaya girdiği tablolar da meydana geldi. Fakat esas olarak en temel mesele bir sonraki yılı da örgütleyebilme meselesiydi. Öyle de oldu. 25-30'a yakın üreticiden 250-270 arası bir üreticiye evrildik o süreçte. Ve şu garantiyi verdik: sizin ürünlerinizi biz alacağız. Tabi gözler de bizdeydi. Alırlar mı anlamazlar mı satarlar mı satamazlar mı? Elde kalırsa ne olacağı ile ilgili kaygılar vardı halkta. Tabii bu çok doğaldır. O kadar çabadan sonra boşu boşuna emek vermiş olacak ve ekonomik bunalım iyice derinleşmiş olacaktı. Fakat biz öyle yapmadık. Bu süreç içerisinde yaz boyu buralarda telefon görüşmeleri yaptık ve ilgili dernekler ve siyasi partilerle görüştük. Ve bu artı değeri, emeği dağıtmaya başladık. Ovacıkta üretim 20 tonken 117 tona kadar çıktı. Yani yaklaşık beş katına çıktı ve şimdi de önünü alamıyoruz. Artık yavaş yavaş yükseliyor. Coğrafyamız uygun ve su sıkıntımız da yok.

Peki, araç gereci nasıl temin ediyorsunuz? Mesela kaç tane traktörünüz var?
25-30'un üzerinde traktörümüz var. Bunlar bireylere ait. Tabi belediyeden de bir tane var. Biz bu tür şeylerde pek sıkıntı çekmedik. Birkaç sene geçtikten sonra bunun böyle olmayacağını, bir örgütlenme gerektiğini anladık. Üretim üzerine örgütlenme de bir öncü lazımdı. Önce kooperatife evrilmek zorunda kaldı. İlçenin tümüyle beraber bin 900-2 bin aile var. Üretimden gelen bu para böldüğünü zaman kişi başına 13-14 TL para düşüyor.
Bu, toplumda bir heyecan yarattı. Bu heyecan öyle bir algı yarattı ki, diğer ilçelerde tohum desteğiyle üretim yapmak ve sağlıklı üretim yapmak isteyen bir toplumsal anlayış gerçekleşmeye başladı. Şu anda Tokat’ta bir köy de bizimle yapmak istiyor mesela.
Aslında baktığımızda yaratılan değer bu coğrafyada bütün insanlara fayda sağlamaya başladı. Türkiye'nin her yerinde herkes bizim ürünlerimizi talep etmeye başladı. Hepsini karşılayamasak da toplumun yüzde birine veya ikisine de denk gelse, böyle bir şeyi bu ülkede yapmak bize haz veriyor. Çünkü hakikaten kendimizden emindik. Ve daha sonra arıcılığa başladık.

Onu nasıl yaptınız?
Bizim bölgemizde %45-50'ye yakın arıcı var. Diğer ilçelerde bizim kriterlerimize uyan acılarla da çalışıyoruz tabi ki. Bunu mikro milliyetçi bir refleksle yapmıyoruz. Yani sadece Ovacık yerelinde kalmıyoruz. Çünkü bu ülkenin insanlarının tamamının sağlıklı gıda hakkı vardır. Arıcılar bizim Halk Meclisi toplantılarımıza katıldı; “Sadece tarımsal faaliyet yürütüyorsunuz fakat biz de üreticiyiz, bizim de ekonomik sorunlarımız var, bizim de pazar sorunumuz var.” dediler. Ve bizimle birlikte iş yapmak istediklerini söylediklerinde biz çok mutlu olduk. İşte bu sayede de toplumsal örgütlenme başlıyor. Yani arıcıyı arıcılık üzerine örgütlüyoruz, hayvancıyı hayvancılık üzerine örgütlüyoruz. Bu durum çok önemli. Üretici emeğine sahip çıkıyor. Artık emeğinin daha çok toplumla buluşmasını istemesi ve bunun üzerine bizi zorlamaları bizim için çok değerli. Bunu yapmazlarsa, zorlamazlarsa, sorgulamazlarsa biz keyfimize göre bir yerel yönetim sürdürürüz. Mesela şuan bir baskı görüyoruz ve bu baskı bizi mutlu eden ve harekete geçiren, keyif veren bir baskı. Şu anda Türkiye’de Dünya Sağlık Örgütü'nün sağlıksız gördüğü maddeleri kullanmadan bir üretim yapıyoruz.
Biz, bu anlattığım şeyleri yalnızca para gelsin diye yapmıyoruz. Paranın dışında, tüm canlıların çok rahat bir şekilde doğada kendini var etmesi için çabalıyoruz. Hayvanların iyi ot yemesi ve meralarda otlanması, arıların daha zengin çiçeklerden polen olması gibi. Bu aslında bir yerde dünyadaki ekolojik dönüşümün sağlanması anlamına geliyor. Yaptığımız şeylerin bir süre sonra toplumsal ekonomik ihtiyaçları olmadığı, bir yaşamın programı olması ve onun planlanması anlamına geliyor. O düzeye doğru evriliyoruz ki şu anda Türkiye’de çok fazla kooperatif ile ilişkiler kurmaya başladık. Hep birlikte bir şeyler yapabiliriz tartışmaları sürdürmeye başladık. Mesela Hopa'da çayı Gemlik’te zeytini veya Kadıköy’de bir işletmeyi konuşabiliyoruz ve bunlarla ilgili çok fazla iletişim kurmaya başladık. Aslında hepimizin gönlünde bir şey vardı.
Sayın Başkan, tabi bunlar ekonomik açıdan yaptığınız başarılı çalışmalar. Sosyal açıdan neler yapıyorsunuz?
Sosyal açıdan kendimizi eleştireceğimiz konulardan biri sanatsal faaliyetlerin azlığı. Yılda birkaç kez böyle sanatsal çalışmalar yapsak da esasen kendimizi en sıkıntılı gördüğümüz olan bu alan. Çünkü küçücük bir yerde yaşıyorsunuz ve bu süre içinde kadro alamıyorsunuz veya yeterli ekipman bulamıyorsunuz. Bunlar çözülmesi gereken sorun yumakları içinde yer alıyor. Bu alanda elimizden geldiğince çalışmalar yürütüyoruz, şenlikler yapıyoruz. Kadro çalışmaları yapmaya başladık. Festival ve konserlere ağırlık verdik. Çocuklara dair bisiklet kitap uygulamamız var. Üç tane kütüphane açtık ve insanların kütüphanede buluşmasını sağladık. Bütün okullarda da kütüphane açtık. Aynı zamanda da kültür evi açarak zamanla atölyelerde toplumu bir araya getirmeye başladık. Özellikle bu sene sanatsal aktivitelere daha da ağırlık vermeye çalışıyoruz. Örneğin; müzik günleri, tiyatro günleri, İkinci Uluslararası sanat günleri, 23-24-25-26 Mayıs'ta foto maraton ve en son hasat zamanında. Ürettiğimiz ürünlerden yemek yaparak halkın sanatçıları şiirle buluşturma çalışmaları düşünüyoruz.
Ülkemizin içinden geçtiği sıkıntılı dönemlerde, herkesin içinin acıdığı bir dönemde en azından insanların yüzünü güldürmek, toplumun duygularını kabartmayı sağlamak bizim için çok önemli. Bir de bu yılı biraz daha bunun üzerine kurmaya çalışıyoruz.

Bir de Küba kafeniz var sanırım?
Bizim belediye meclis üyesi girişimci bir kadın arkadaşımız açtı. O’nun işlettiği bir yer. Yöresel yemekler yapılıyor. Böyle küçük bir ilçede birkaç tane esnaf arkadaşımız var. Bizim yaşadığımız ilçelerde otel ve benzeri şeyler bulamazsınız. Fakat biz bu konuda bayağı iyiyiz.
Bizim sistematik programımız şöyle; biz yi reddederiz. Sosyalistler bürokrasiyi reddeder, reddetmeliler de. Bugün Türkiye’de ve dünyada burjuva siyaseti yürütenler bile artık bunu aşmış. Bizim coğrafyamızda belediye başkanı veya milletvekili olmadan önce sizinle daha çok hareket eden ve sizinle birlikte vakit geçiren bir insan daha sonra milletvekili veya belediye başkanı olduğu zaman çevresinde bir sürü korumayla geziyor. Daha sonra bu kişi sizinle diyaloğunu sürdürmüyor, iletişimini koparma cüreti gösteriyor. Üstten bakmacı bu bürokratik yapı aslında toplumsal travmanın çelişkisini ortaya çıkarıyor. Biz bunu doğru bulmuyoruz.
Hayatın insanı köklü bir şekilde değiştirmemesi lazım. Zaman geçse bile alışkanlıklarını yerine getiremeyebilirsin veya daha az yerine getirirsin. Ama esas mesele senin toplum içindeki o sınıf çelişkilerini sıyırman lazım. Toplum gibi halk gibi yaşaman lazım.

Sayın Başkan, bürokrasiden bahsettiniz.  Hükümetle aranız nasıl?
Onlar beni çok görmüyorlar ben de onları çok görmüyorum. Şimdiye kadar gelip baskı kurdular desem yalan söylemiş olurum. Fakat bölgede bazı idari yapılarla, bazı bürokratlarla zaman zaman sıkıntı yaşıyorum. Fakat direk hükümetin bana böyle bir yönelimi yok. Bazen sinirlendiklerini de biliyorum.

Sevgili başkan Ovacık’a gelmeyi planlıyorum. Temennim Belediye Başkanlığı koltuğuna oturanlar halkı için sizin yapabildiklerinizi yapabilsin. Bu arada uznuz yıllardır dile getiediğim bir konuyu sizinb ile de paylaçmak istiyoru. Yerel yönetimin anlamı nedir? Yerinde yönetim. Bunu kim yapar o yörede yaşayanlar deil mi? Bide öylemi oluyor. Parti genel başkanının iki dudağının arasından çıkan isim başkan adayı oluyor. Halka da bunu onaylamak kalıyor. Bunun adı demokrasi mi değil.
Siz buna en güzel örneksiniz.
Tesbitiniz çok doğru.
Sayın başkan, çalışmalarınızın ve başarılarınızın devamını diliyorum.

 

Ülkemizin Tek Komünist Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu'nun Herkesi Umutlandıran Benzersiz İcraatları

 

Tunceli'nin Ovacık ilçesi Belediye Başkanı Mehmet Fatih Maçoğlu, seçildikten sonra ilçede tüm sosyal hayatı değiştirdiği gibi hepimize de umut oldu. Bakalım, komünist başkan bugüne kadar neler
yapmış?

 

*Göreve gelir gelmez makam odasındaki kapıyı kaldırdı. Böylece isteyen herkes ona rahatlıkla ulaşabiliyor.

*Makamına ait olan resmi otomobilini kullanmayarak, aracın yakıt giderini toplu taşımaya aktardı. Her yere yürüyerek ya da özel aracıyla gitmeyi tercih ediyor.

*Binası içerisinde on bin kitaplık bir kütüphane açtı. Yirmi dört saat açık olan kütüphanelerle kitap okuma oranının artması hedefleniyor.

*Dağcı bir grup tarafından hediye edilen yirmi bisikleti "Bir saat kitap okuyana bir saat bisiklet turu bedava" kampanyasına çevirdi. Çocuklar hem bisiklete binebiliyor hem de okuma oranlarını artırabiliyor.

*Hazineye ait olan 650 dönümlük araziyi tarım için kullanılması amacıyla halka dağıttı. Böylece hem iş gücü oluşuyor hem de boş olan araziler değerlendiriliyor.

*Bu araziye ekilen nohut, fasulye ve patatesi satarak hem yoksullara dağıttı hem de öğrencilere burs olarak verdi.

*Toplu taşımayı ücretsiz yaptı. Dileyenler toplu taşıma araçlarında bulunan bağış kutularına bir lira bırakabiliyor.

*Yasal zorunluluktan ötürü bedava yapamadığı çeşme suyunu ucuzlattı: Metreküpü elli kuruş... Faturalar ise üç ayda bir geliyor.

*Felakete uğrayan, zarar gören halk için yardım malzemeleri yolluyor.

*Organik nohut, kuru fasulye ve patatesin ardından organik bal yapmak üzere Ovacık, Pülümür ve Hozat ilçesinde organik bal üretimi yapan kırk arıcı ile anlaştı ve bu balları piyasaya sürdü.

*İçerisinde kadınlar, engelliler, gençler ve esnaf tarafından komisyonlar kuruldu. Ayda bir düzenlenen meclis toplantıları öncesinde tüm ilçede anons yapılıyor. Bu toplantılarda halk ile birlikte kararlar veriliyor.

*Maaşının bir kısmını öğrencilere burs olarak veriyor.

*Kendisinden önce borçlu olan belediyeyi kâra geçirdi ve hazırlattığı bu tabloyu belediye binasına asarak halkla paylaştı.

*Önümüzdeki günlerde barınma sorununa da el atacak. Elli ila yüz lira arasında değişen kiralarıyla ucuz ev projesi yakında yürürlüğe girecek.

Resmi büyütmek için tıklayınız
Resmi büyütmek için tıklayınız
Resmi büyütmek için tıklayınız
Resmi büyütmek için tıklayınız
Resmi büyütmek için tıklayınız